Sanırım başlık oldukça ilginç oldu
. Yaz düğünleri.
Evet efendim. Genelde evlenmek için kuduran çiftlerimiz yaz ayının en sıcak gününü seçip bütün milleti küççücücük (!) bir mekana sıkıştırırlar ve yetmezmiş gibi bir de oyun oynamalarını isterler.

Gelin
Tabii bu seramoninin bir de öncesi ve sonrası şeklinde ikiye ayrılan kısmı var ki o mevzu başlı başına ayrı bi’ yazı konusu. Öncesinde damat evinde yemekler hazırlanılır, misafirler doyurulur ve gelini almak üzere araç konvoyu tertip edilir. Gelinin evine gidilir ve bir sürü gelenek görenek o anda öğrenilmiş olunur. Bunlara kapının kilitlenmesi, kırmızı kurdelanın bağlanması vs. gibi atraksiyonlar komple dahildir.
Eh orada da yaklaşık bi’ 30 dk beklersiniz..
Sonrasındaki curcuna ise tüm yorgunluğunuzun üzerine ekstra yorgunluk katar ve sizi kısmi felçe kadar götürür
.
İşte böyle bir akşamda aşık oldum hayır hayır, biz de bir akrabamızın düğünü için erkenden hazır olup damat evine doğru yollandık. Yemekler yenildi, davullar çalındı, araç konvoyu düzenlendi ve en nihayetinde düğünün yapılacağı salona -yol ortasında yapılacak hali yok ya!- gelmiş bulunduk. Sonrası ise malumatınız üzere büyük bir hengame, bir tantana, bir Mevlana, bir halaydır, bir Ankara Misket‘tir filan şeklinde geçti.

Düğün Pastası
Bi’ iş için (!) düğünden ayrılmıştım. Döndüğümde ise yaklaşık 30 ~ 45 dk kadar mecburen oturdum ve sonra da eve dönmek için salondan ayrıldık.
Geldiğimde önce bi’ sıcak çorba içip karnımı doyurdum -acıktıydım lan kaç saattir dışardayız zaten- sonra da ılık-soğuk karışımı bi’ duş aldım. Şimdi de günün yorgunluğunu bu yazıyı yazarak atıyorum/attım ve yatmak üzere yatağıma gidiyorum.
Buraya kadar sabredip ya da meraktan bu yazıyı okuduysanız; aferin ne mutlu size benim Melahat modundaki okuyucularım
.